Bir Sözün Gölgesinde: Ahde Vefa
Bazı kapılar vardır; çalınmasa da içeride beklenir. Sesini duymasanız bile, bir gün mutlaka açılacağına inanırsınız. İşte insanı ayakta tutan şey çoğu zaman bu inançtır. Ama her inanç, sınandığı bir anla karşılaşır.
Yağmurun ince ince indiği bir akşamdı. Şehrin ışıkları ıslak kaldırımlarda kırılıp çoğalıyor, insanlar hızlı adımlarla kendini eve atmaya çalışıyordu. Bir köşe başında, elinde eski bir çanta taşıyan bir adam duruyordu. Ne beklediğini soran olsa, cevabı yok gibiydi. Belki de cevabı kendinden bile saklıydı.
Saatine baktı. Bir kez daha. Sonra bakmayı bıraktı. Çünkü bazı saatler ilerlemez; sadece insanın içini biraz daha eksiltir.
O köşenin karşısında küçük bir çay ocağı vardı. Camında buğu, içinde eski bir radyo sesi… Hayatın yavaş aktığı yerlerden biri. Adam içeri girmedi. Sadece dışarıdan baktı. Sanki içeri girerse beklemenin büyüsü bozulacakmış gibi.
Bir süre sonra arkasından bir ses duyuldu.
“Geldin demek.”
Ses ne şaşkınlık taşıyordu ne de sitem. Sanki yarım kalmış bir cümlenin devamıydı.
Adam döndü. Karşısında yıllar önce birlikte yola çıktığı kişi vardı. Aynı bakış değil belki, ama aynı sessizlik… İnsan değişir ama bazı sessizlikler değişmez.
“Geç kaldım,” dedi adam. Kelimeler ağır çıktı ağzından. Sanki her biri ayrı bir yorgunluğu taşıyordu.
Karşısındaki adam başını hafifçe eğdi. “Geç kalmak bazen bir tercih değildir,” dedi. “Ama gelmemek her zaman bir tercihtir.”
O an rüzgâr biraz sert esti. Sözler havada değil, insanın içinde dağılıyordu.
İnsan en çok kendine karşı sustuğunda yorulur. Çünkü bazı cümleler başkasına söylenmez; insanın içinde defalarca yankılanır.
“Unuttum sanma,” dedi gelen adam. “Unutmadım. Sadece erteledim.”
Karşısındaki gözlerini kaçırmadı. “Ahde vefa,” dedi yavaşça, “hatırlamak değil. Hatırladığın şeye sadık kalmaktır. Zaman geçse de, yol uzasa da, içindeki söz yerinde duruyorsa…”
Cümle tamamlanmadı. Belki de tamamlanmasına gerek yoktu.
Çay ocağından yükselen buhar ikisinin arasından geçti. Bir an için dünya geri çekilmiş gibiydi. Ne trafik vardı ne kalabalık. Sadece iki insan ve aralarında büyüyen sessizlik.
Gelen adam çantasını yere bıraktı. Sanki taşıdığı şey eşyalar değil de yılların ertelenmiş ağırlığıydı.
“Beni bekledin mi?” diye sordu.
Sorunun cevabı aslında önemli değildi. Çünkü bazı sorular cevabı öğrenmek için değil, gerçeği kabul etmek için sorulur.
“Beklemek bazen bir insanı değil,” dedi diğeri, “bir ihtimali ayakta tutar.”
O an ikisi de sustu.
Çünkü anladılar: ahde vefa, büyük sözlerin değil, küçük ama kırılmayan duruşların işiydi. Ve bazen insan, en çok kendi verdiği söze geç kalır.
Yağmur devam etti. Ama artık aynı yağmur değildi.


E***l Y*LÇIN
03.05.2026 15:38
M.D***r
03.05.2026 17:30
S****t t****t
03.05.2026 18:07
A***r S*tılmış
03.05.2026 18:59
Z....Ö....
03.05.2026 23:52
E***l Öz**n
04.05.2026 00:06