İyi İnsan Olmak Yetiyor mu?
Bir çocuğa “ödevini yap” dediğimizde aslında neyi hedefliyoruz?
O an masanın başına oturmasını mı, yoksa yirmi yıl sonra sorumluluk alabilen, güvenilir, sözünün arkasında duran bir yetişkin olmasını mı?
Davranışın kendisi küçük olabilir; fakat psikolojik anlamı büyüktür. Çünkü her tekrar eden tutum, çocuğun karakter yapısına sessizce bir iz bırakır. Karakter bir anda oluşmaz. Büyük konuşmalarla değil, günlük hayatın sıradan görünen anlarında inşa edilir.
Çoğumuz çocuklarımızın “iyi insan” olmasını isteriz. Kimseyi kırmasın, saygılı olsun, sorun çıkarmasın… Ama burada durup kendimize sormamız gereken önemli bir soru var: İyi insan olmak gerçekten yeterli mi?
Psikolojik açıdan bakıldığında iyilik, tek başına güçlü bir karakter göstergesi değildir. Çünkü iyi olmak çoğu zaman uyumlu olmakla karıştırılır. İtiraz etmemek, alttan almak, ortamı germemek… Oysa karakter; sadece iyi niyet değil, aynı zamanda özdenetim, sorumluluk ve tutarlılık demektir.
Sevgi Sadece His Değildir
Psikolojide sevgi yalnızca bir duygu değil; davranışla görünür hale gelen bir sorumluluktur.
“Seni seviyorum” demek kolaydır.
Ama öfke anında kendini kontrol edebilmek, hata yaptığında özür dileyebilmek, verdiğin sözün arkasında durabilmek… İşte sevginin karakterle buluştuğu yer burasıdır.
Özdenetimden yoksun bir sevgi güven üretmez.
Sorumluluk almayan bir iyilik sürdürülebilir değildir.
Bu yüzden karakter gelişimi, sevginin davranışa dönüşebilme kapasitesidir.
Sorumluluk: Hayatın Sahipliğini Üstlenmek
Sorumluluk çoğu zaman “görevini yapmak” olarak anlaşılır. Oysa psikolojik açıdan sorumluluk, hayatın sahipliğini üstlenmektir.
“Duygum bana ait.”
“Tepkim benim seçimim.”
“Sonuçları üstleniyorum.”
Olgun karakter suçlamaz; sahip çıkar.
Başkalarını değiştirmeye çalışmadan önce kendine bakar. Çünkü bilir ki kontrol alanı kendi sınırlarının içindedir.
Çocuklara sınır koymak tam da bu nedenle önemlidir. Sınırlar çocuğa şunu öğretir:
“Davranışlarının bir sonucu var.”
“Seçimlerin başkalarını etkiler.”
“Hayatının sorumlusu sensin.”
Sınır koyulmayan çocuk özgür değil; yönsüz büyür. Ve yönsüzlük, ilerleyen yaşlarda ilişkilerde güvensizlik, iş hayatında istikrarsızlık ve benlik algısında kırılganlık olarak karşımıza çıkabilir.
Karakter Sessiz Bir Güçtür
Karakter yüksek sesle kendini göstermez.
O, kriz anında verdiğimiz tepkiyle, hata karşısında aldığımız tavırla, zor duygulara dayanma kapasitemizle ortaya çıkar.
Psikolojik sağlamlığın en önemli göstergelerinden biri değişebilme kapasitesidir:
Hatasını kabul edebilmek.
Geri bildirim karşısında savunmaya geçmemek.
Ödülü erteleyebilmek.
Kırıldığında da sevgiden vazgeçmemek.
Bizi etkileyen insanlar kusursuz olanlar değil; yıkılıp yeniden ayağa kalkabilenlerdir. Çünkü gerçek karakter, konfor alanında değil; zorlanma anlarında görünür olur.
Geleceğe Yazılan Psikolojik Mektup
Bir çocuğun karakteri, onun hayat rotasının büyük bölümünü belirler. Akademik başarı, yetenek, zekâ… Bunlar önemlidir. Ancak özdenetim, empati, dürüstlük ve sorumluluk olmadan sürdürülebilir değildir.
Karakter;
İlişkilerde güven,
İş hayatında istikrar,
Zorluk karşısında dayanıklılık demektir.
Ve karakter tesadüfen oluşmaz.
Tutarlı sınırlarla, sevgiyle, sorumlulukla ve en önemlisi model olmakla inşa edilir.
Belki de ebeveynliğin asıl sorusu şudur:
“Çocuğum şu an ne yapıyor?” değil,
“Yirmi yıl sonra nasıl bir insan olsun istiyorum?”
Çünkü iyi insan olmak değerlidir.
Ama tek başına yeterli değildir.
Karakter, geleceğe yazılmış bir psikolojik mektuptur.
Ve o mektubu, her gün küçük davranışlarla biz yazıyoruz.
Aile Danışmanı Betül Törön

